Sigorta Dünyası Tatilde
Merhabalar;
Uzun bir zaman kendimi dinlenmeye almıştım kafamda yazacak o kadar çok şey var ki sigortacılık üzerine...Ağustos 12'de askere gidiyorum, geldikten sonra yeni bir çok şey ile ve yazılarımla yine burada olacağım...
Tez zamanda görüşmek üzere...
Muafiyet ve "Ahlaki Çoküntü"
Bugünkü yazımda muafiyetli sigortaların gerekliliği ve psikolojik altyapısı üzerinde duracağım. Ancak bu konuya geniş kapsamlı girmeden önce sigortacılıkta muafiyet çeşitlerinin neler olduğunu anlatıp sigorta piyasalarında bir tüketici davranışı olan moral hazard teriminin ne anlama geldiğini açıklayacağım. Yazımın en son kısmında da muafiyetli sigortalar ile moral hazard davranışını örnekler ile ilişkilendirip daha anlaşılır hale getireceğim.
Sigorta poliçelerinde özde 2 tür muafiyete rastlamak mümkündür:
1. Entegral Muafiyet: Reasürans çeşitlerinden Excess Of Loss ile aynı mantığa dayanır. Bu muafiyet türünde sigorta şirketi bir hasar rakamı belirler ve bu rakamın altında kalan hiç bir hasarı ödemez; ancak bu rakamın üzerindeki hasarların tamamını öder. Örneğin bir yangın poliçesinde 5.000 USD entegral muafiyet belirlenmiş olsun. Sigortalının 5.000 USD’den küçük hasarları poliçe kapsamında olmaz, bu hasarlar sigortalı üzerinde kalır. Ancak hasar 5.000 USD’yi geçtiğinde (mesela 7.500 USD) sigorta şirketi hiç bir kesinti yapmadan hasarın tamamını öder. Şu soruyu sorduğunuzu duyar gibiyim “Peki bu entegral muafiyet rakamını sigorta şirketi nasıl belirler?” Bunu belirlemek hiç de kolay değil aslında. Geçmiş yıllardaki istatistiki bilgiler kullanılarak o şirketin portföyünün hasar dağılımları modellenir. Bu dağılım bilgisayar ortamında grafiklendiğinde hasarların yüzde olarak büyük bir çoğunluğu belli bir rakamın altında kaldığı görülür. İşte buradaki belli bir rakam sizin entegral muafiyet miktarınızı göstermektedir. Aşağıda örnek bir hasar dağılımları grafiği bulunmaktadır. Burada x ekseni açılan hasar dosyalarını y ekseni ise hasar tutarlarını göstermektedir.
Grafiğe göre toplam 50 adet dosya açılmıştır. Bu hasarların 11 tanesi 10 YTL’nin üzerinde iken 39 tanesi 10 YTL’nin altındadır. Demek ki bu portföy %78 olasılıkla 10 YTL’nin altında hasar yapmaktadır. Sigorta şirketi 10 YTL entegral muafiyet koyarak hasarların %79’unden kurtulabilir. Ancak bu muafiyet rakamı doğru mudur? Eğer gereğinden fazla bir muafiyet rakamı belirlenmişse bu defa da ürünün satılmaması gibi bir risk sözkonusudur.
Bir de hasarların 5 YTL’ye göre durumunu inceleyelim:
5 YTL sınırına göre hasarların %60’ı bu sınırın altında kalmaktadır. Yani hasar dağılımının muafiyet sınırını yarıya indirdiğimiz halde riskimiz sadece %18 (önceki %78 idi) artmıştır. Bu matematiksel olarak avantajlı bir durumdur. Bu nedenle muafiyet sınırını 10 YTL belirlemek yerine 5 YTL belirlemek ürünün satılabilirliği açısından daha akıllıcadır.
Şimdi cevap aradığım sorular:
a) Portföy yapısı ve hasar dağılımları yıldan yıla değiştiği halde Türkiye’deki sigorta şirketleri özellikle makine kırılması poliçesinde neden yıllardır aynı kronik muafiyet rakamlarını telaffuz etmektedir?
b) Türkiye’deki sigorta şirketleri bu muafiyet rakamlarını belirlerken istatistik mi kullanıyor yoksa “alaylı” metodlar ile rakibe göre mi davranıyor?
c) Ürünün satılabilirliğini direkt etkileyen muafiyet sınırının doğruluğunu sigorta şirketleri test ediyorlar ve güncelliyorlar mı?
Bir teknik müdür bu yazımı okur da merakımı giderirse büyük memnuniyet duyacağım.
Bu iki muafiyetin dışında sigorta şirketleri karma muafiyet de kullanabilirler. Örneğin minimum 1000 USD hasarın ya da sigorta bedelinin %10’u gibi.
Son olarak da Moral Hazard'ın ne olduğunu tanımlayalım. Bir çok kitapta ahlaki çöküntü olarak çevrilen bu terimi ben maralitenin azalması şeklinde çevirdim. Moral Hazard bir kişinin sigorta alması durumunda malına hasar gelmemesi için harcadığı çabayı azaltmasına denir. Yani kaskosu olmayan bir kişinin park ettiği yere ehemmiyet gösterirken aracını kaskolattığında “Aman ne olacak canım kaskom var çalınırsa öder” şeklinde gösterdiği rahatlıktır. Ya da işyerini yangına karşı sigortalatan bir işyeri sahibinin artık yangın tüplerini eskisi kadar sık bakıma götürmemesinin nedenidir moral hazard. Sigorta şirketleri üzerinde olan bu moralite riskini azaltmanın yolu bu müşterilere tam kapsamlı sigorta satmayıp muafiyetli poliçe satmaktan geçmektedir. Bu sayede sigortalı da işin içinde olacak ve azami özen göstermeye devam edecektir. Burada önemli olan aslında bu yazımın da ana amacını temsil eden kısım şudur: Sigorta şirketleri muafiyet rakamlarını belirlerken sigortalının hasar yememek için artacak dikkatini de dikkate almalı salt kendini kurtarmak için bu muafiyet rakamlarını belirlememelidir. Bu şekilde azalacak olan hasar riski sebebi ile muafiyet rakamlarını da bir miktar aşağı çekmek mümkün olacaktır. Peki kimlere muafiyetli sigorta sunulacağına nasıl karar verilecek? Bunun cevabı çok profesyonel bir risk mühendisliği departmanından geçmektedir. Sadece sigortacılık, risk analistliği değil; psikoloji, polisiye bir önsezi taşıyan hafiye risk mühendislerine de ihtiyaç vardır. Bu nitelikteki risk mühendisleri sigortalının moralitesini çok iyi ölçüp sigorta şirketlerine doğru argumanları kullandırmalıdır. Ancak bu şekilde doğru muafiyet oranını ve doğru fiyatı bulabiliriz.
Halil BAY
Bu 10 Kasım'da Seni Daha Çok Özledik
Şimdi Okullu Olduk
Yeni eğitim-öğretim döneminde faaliyete başlayacak olan Acente Okulu, üniversite ve özel sektör işbirliğinin dikkat çekici örneklerinden biri...
İstanbul Üniversitesi bünyesinde açılan ve Aksigorta tarafından desteklenen Acente Okulu ile sigorta sektörünün dağıtım kanallarındaki eğitim ihtiyacının giderilmesi hedefleniyor. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Targan Ünal, ihtiyacı olan herkesin Acente Okulu'ndan faydalanabileceğine işaret ederek, şu bilgileri verdi:
"Acente Okulu'nda verilecek modüler eğitimlerle bilgisini ve iş yapış şekillerini geliştirmek isteyen acentelerin yanı sıra sektöre girmek isteyen acente adaylarına, sektör çalışanlarına ve sigortalılara da ulaşmayı hedefliyoruz. Teknik Program ve İşletme Programı olmak üzere iki temel programı kapsayan eğitime, özellikle şirketler doğrudan talepte bulunuyor."
Aksigorta yöneticileri de ders vererek destekliyor
Okul programının, gerek acentelerin talepleri gerekse gözlemlenen eksiklikler doğrultusunda hazırlandığını belirten Aksigorta Genel Müdürü Ragıp Yergin ise programlardan mezun olanların, eğitimli, teknik bilgiye sahip ve donanımlı sigortacılar olarak, sektörde kendilerine yer bulacaklarına dikkat çekerek, "Aksigorta yöneticileri, İstanbul Üniversitesi öğretim üyeleriyle birlikte ders vererek Acente Okulu'nu destekliyor. Eğitime katılacak olanlar, iş hayatında faydalı olabilecek pek çok konuda kendilerini geliştirebilecekler. Bu işbirliği, sektörün büyümesine de katkıda bulunacaktır. Aksigorta olarak çok doğru bir iş yaptığımızı düşünüyoruz. Acente Okulu'na desteğimiz devam edecek" dedi.
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kredi Sigortaları (Adem KIRCA)
(Yaklaşık 2 ay önce başladığımız ve beklemediğimiz kadar yoğun bir okuyucu kitlesine ulaştığımız bu macerada, çok sesliliğin oluşması için yeni bir uygulamaya geçmiş bulunuyoruz. Bundan sonraki günlerde fikirlerine güvendiğimiz ve önem verdiğimiz sigortacılardan alınan yazıları da yayınlayacağız. Bu heyecan verici uygulamanın ilk konuğu Sayın Adem KIRCA’dır. Adem KIRCA kredi sigortaları üzerine yapmış olduğu aşağıdaki araştırmasını bizimle paylaştı. Kendisine sigortadünyası olarak teşekkür eder, genç sigortacılar olarak bu bilgi paylaşımına katkı verecek gönüllü araştırmacıların yazılarını yayınlamaktan büyük bir mutluluk duyacağımızı bildirmek isteriz)
Ülkemizde 1998 yılından beri düzenlenebilmekte olan Kredi sigortaları son 2 yılda sektörde ”popüler” olacağının işaretlerini vermeye başladı. Henüz toplam sigorta üretimindeki payı çok düşük (%0,09) olsa da teminat ve reasürans sıkıntısının aşılmış olması ve Reasürör şirketlerin databaselerinde Türkiye’den pek çok firmanın kredibilitesinin yer alıyor olması poliçeyi popüler kılmaya yetiyor.
Kredi sigortasını diğer elementer poliçelerden ayıran en önemli özellik poliçenin satın alınmasıyla beraber hizmetin de başlamış olmasıdır. Sigortacı, sigortalının kredilendirdiği müşterilerini güncel ve düzenli olarak gözlemlemekte ve periyodik olarak Sigortalıyı bilgilendirmektedir. Her bir alıcı için tanımlanan kredi limitleri şirketlere kendi satış olanakları ve kredi yönetim politikaları için önemli bilgi veriyor. Bu sayede kredi sigortası herhangi bir ölçekte, herhangi bir sektörde faaliyet gösteren şirketin kredi risk yönetim politikalarına da yardımcı oluyor.
Ülkemizde üretimin yaklaşık % 92’lik (2006 verileri) kısmı Garanti Sigorta ve Koç Allianz tarafından gerçekleştirilmiştir.
2005 Yılı sektör üretimi 4.489 YTL iken 2006 yılında bu rakam 76 % artışla 7.895 YTL olarak gerçekleşmiştir. 2007 ilk 6 ay verilerine baktığımızda da 5.686 YTL ile geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre % 31 artış olduğu gözlenmektedir.
Branş olarak kredi sigortası diğer sigorta ürünlerinden ayrılarak daha çok faktoring gibi bir “Finansal Enstrüman” olarak görülmekte. Bu nedenle poliçe, Banka Sigortacılığı yapan şirketler için çok daha cazip bir hale gelmekte. Bir diğer nokta poliçe için müşteri ve kredilendirilecek firmalar için kapsamlı bir mali analize ihtiyaç duyulmasından ötürü bu bilgilerin Banka’lar tarafından ulaşılabilir ve tahlil edilmiş/edilebilir konumda olması dağıtım kanalı olarak banka acentelerini ön plana çıkartmaktadır.
2007 yılında tüm dünyada kredi sigortalarının yaklaşık 7 milyar dolarlık bir hacme sahip olması beklenmekte. Bu veriler ışığında ülkemizde de özellikle Banka Sigortacılığı yapan şirketlerin kredi sigortalarına daha fazla yoğunlaşacağı anlaşılmaktadır.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıSigortacılıkta Risk Primi
Aşağıdaki seçeneklerden hangisini seçerdiniz:
-
Seçenek A: Kesin $100.000
-
Seçenek B: %50 olasılıkla $200.000 veya %50 olasılıkla $0
-
Seçenek C: %10 olasılıkla $1.000.000 veya %90 olasılıkla $0
-
Seçenek D: %90 olasılıkla $200.00 veya %10 olasılıkla -$800.000
Bu seçeneklerin hangisinin seçileceği kişiden kişiye değişecektir. Seçeneklere dikkat edilirse hepsinin beklenen değeri bir birine eşittir ve $100.000’dır. (beklenen değer P1 x X1 + P2 x X2…+Pn x Xn). Peki tüm seçeneklerin beklenen değeri eşit ise neden kişiler farklı seçenekleri seçiyor? Bu güzel bir soru ve belirsizlik altında karar verirken kişilerin beklenen değerin ötesinde de bir şeylere baktığını gösteriyor. İşte belki de istatistikten bihaber olarak bakılan bu kritik nokta seçeneklerin varyansıdır. Yani seçenekler arasındaki mesafelerdir. A seçeneğinin varyansı 0 iken, B seçeneğinin varyansı
Yukarıdaki olasılık bilgisini sigorta dünyası ile kurgulamaya başlayalım şimdi. Aynen iktisatta olduğu gibi sigorta biliminde de tüketici davranışları birbirinden ayrılır. Risk Sevmezler (Risk Averse), Risk Severler (Risk Prone) ve Riske Karşı Tarafsızlar (Risk Neutral). İşte bu davranış modellerine göre kişilerin seçenekleri değişmekte risk primleri farklılık göstermektedir.
Sigortacılıkta risk priminin anlamı şudur: Bir riskin makul primi üzerine daha ne kadar fazla prim ödenebileceği kişilerin risk primini oluşturmaktadır. Örneğin sigortalı evini yangına karşı sigortalama istiyor. Bu riskin makul fiyatı (ki bu makul terimi aktuerya hesaplamaları sonucu ortaya çıkan tarife primini temsil etmektedir) x ise ve sigortalı evinde rahat uyumak için x + a kadar prim ödemeyi kabul ediyorsa bu kişinin risk primi a kadardır. İşte bu a’nın ne kadar büyük olduğu kişinin tüketici davranışı ile ilgilidir. Eğer kişi risk sevmez ise a büyür, kişi risk sever ise a küçülür.
Buradaki risk priminin matematiksel karşılığını bulabilmek için kişinin fayda fonksiyonunu tanımlayabilmek gerekmektedir. Aşağıda bir lotarya örneği bulunmaktadır:
Kişinin fayda fonksiyonu U(x)=log(x+30), x> - 30 olsun ve %50-%50 şans ile 20 YTL kayıp ya da 10 YTL kayıp şeklinde bir lotarya tanımlayalım. Bu durumda:
=½log(-20+30)+½log(-10+30)
=-15.858
Yani prim 15.858 YTL diğer bir deyiş ile bu olasılıklarda kişinin fayda kaybının parasal değeri 15.858 YTL’dir.
Şimdi de muhtemel kaybı hesaplayalım %50 olasılık ile -20 ve %50 olasılık ile -10 YTL kaybedilecekse:
=½(-20)+½(-10)
=-15 YTL
Kişinin fayda kaybı 15.858 YTL muhtemel kayıp 15 YTL’dir. Bu durumda bu kişi muhtemel kaybının 0,858 YTL üzerinde prim ödemeye razı olacaktır. Buradaki 0,858 YTL bu fayda fonksiyonuna sahip kişinin risk primini göstermektedir.
Halil BAY
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıAğızdan Ağıza (P)Azarlama
İnsanlar, gördükleri binlerce ilan, reklam ve telefon çağrısının küçük bir bölümünün etkisiyle satın almak için harekete geçiyor. Oysa aynı insanlar, dostlarından aldıkları tavsiyelerin çoğuna uyuyor.
Her tüketici günde ortalama 2000 reklama maruz kalıyor ve bu reklamlardan yalnızca bir tanesi onu alışverişe yönlendirebiliyor. Çevremiz pazarlama mesajları ile dolu. Üstelik her ürün/hizmette çok fazla seçenek varken, seçmek için çok az zaman var. Bu durum, bilinen pazarlama kanallarının ünün ve hizmetleri diğerlerinden ayrıştırmak için artık yetmediğini gözler önüne seriyor. Peki, insanlar satın alma kararını nasıl veriyor? Güvenebilecekleri arkadaşları, akrabaları ve kendileri gibi olan kişilerin tecrübelerinden/tavsiyelerinden yararlanarak! Artık günlük yaşamda kullandığınız ya da tecrübe sahibi olduğunuz ürün ve hizmetler hakkında yaptığınız konuşmalar, uçup gitmek şöyle dursun, markaları yönlendirecek kadar güçlü hale geliyor. Tüketici, yakın çevresinin ya da güvendiği kişilerin tavsiyesi ile alışveriş yapmayı tercih ediyor.
Ağızdan ağza pazarlama (Word of Mouth Marketing WOMM), bu gerçeklik üzerine ortaya çıkan bir yöntem olarak, pazarlama dünyasında farklı bir kulvar yarattı). Burada sizlere bu pazarlama yöntemlerinin inceliklerini anlatma gibi bir gayem yok. Oldukça geniş olan bu pazarlama şeklinin detaylarını kolaylıkla internetten bulabilirsiniz.
Benim üzerinde duracağım şey ağızdan ağıza pazarlamanın sigortacılıkta negatif yönlü işlediğidir. Çünkü sigortacılıkta bir defa hasar denen olumsuz bir durum var. Diğer sektörlerden çok daha fazla memnuniyetsiz tüketici ile karşı karşıya kalmak zorundasınız ve maalesef bu memnuniyetsiz tüketiciler kendilerince hakılı olarak biraz fazla konuşuyorlar. Bu da sigorta şirketlerinin imajını çok ciddi ve hızlı bir şekilde zedeliyor. Bunu anlamak için tüketici şikayet sitelerine girmeniz yeterli olur. Göreceksiniz ki bu sitelerde en fazla sigorta şirketleri eleştiriliyor.
Sigorta şirketlerinin en önemli reklamı hasar ödeme hızıdır. Bu nedenle şirketler hasar sürecini iyileştirmek için büyük yatırımlar yapıyorlar. Ancak bu performanslarını yeteri kadar dışarıya aksettiremiyorlar hal böyle olunca memnun müşteriler susarken memnuniyetsiz müşteriler avazları çıktığı kadar bağırabiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre memnuniyetsiz bir tüketici aldığı mal ve hizmetten memnun olan bir tüketiciye göre 11 kat daha fazla kişiye bu durumu anlatıyor. Bunun farkında olan AVIVA Sigorta zekice bir düşünceyle web sitesinde ödediği büyük hasarların miktarını ve ödeme süresini koymuş.
Sonuç olarak ağızdan ağıza pazarlama sigorta şirketleri için olumlu değil daha çok olumsuz sonuçlar doğuruyor. Bu nedenle sigorta şirketleri diğer sektörlere nazaran müşteri memnuniyetine daha çok önem vermeli bu bağlamda müşteri şikayetleri yönetimi departmanları kurmaları gerekmektedir.
Halil BAY
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıPrim Ödemeleri Kolaylaşıyor
Sigorta primlerinde 12 taksit imkanı ilk defa 24 Ağustos 2007 tarihinde yayınlanan Sigorta Şirketleri ve Reasürans Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin 24 Maddesi ile mümkün oldu. Bu yönetmelikle prim tahsilatında serbestlik dönemi başladı. Önceki uygulamada şirketler sigorta primlerini yüzde 25 peşin, 5 taksit olarak tahsil ediyordu. Uzun yıllardır yasal mevzuat eksikliği ile faaliyet gösteren sigorta sektörü 03.06.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5684 numaralı Sigortacılık Kanunu ile yeni bir döneme girdi.
Yeni yönetmelik doğrultusunda Aviva Sigorta bir ilke imza atarak Trafik ve DASK dışındaki tüm bireysel sigorta ürünlerinin primlerini 12 taksitte ödeme imkanı sunuyor. Aviva Sigorta Genel Müdürü Ertan Fırat, "Tüketicilerimize sunduğumuz 12 taksit uygulamasıyla evlerini, arabalarını, işyerlerini sigortalayabilmelerini çok daha kolaylaştırdığımıza inanıyoruz." dedi.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıReasürans
(Bu yazımda sigorta şirketlerinin literatürde "riski toz etme" metodu olarak bilinen reasürans ve çeşitleri üzerinde duracağım. Çok fazla teknik terim içeren bu uygulamayı en basit hali ile sınıflandırıp daha anlaşılır hale getirdim)
Sigorta isletmesinin mali yükümlülüğünün azaltılması yönünde başvurduğu en önemli tedbir reasüranstır. Tekrar sigorta anlamına gelen reasürans, sigortacının herhangi bir sigorta muamelesinde kendi brüt konservasyon imkanını kullandıktan sonra arta kalan sigorta meblağını diger bir sigortacıya aktarmasını (sigortalamasını) ifade eder. Aktarmayı yapan ilk sigortacıya “sedan sirket”, aktarılan ikinci sigortacıya da “reasürans sirket” denir. Reasürans sirketinin de kendi brüt konservasyon imkanını asan sigorta meblağını diger bir sigortacıya aktarmasına “retrosesyon” ve bu aktarmanın yapıldığı sigortacıya da “retrosesyoner” denir. Reasüransın sigorta şirketine sağladığı faydaların basında, sedan şirketin büyük rizikolar kabul edebilme kapasitesini arttırması gelmektedir. Reasürans, aynı zamanda, sigorta şirketine mali destek olmaktadır. Gerek hasar ödemelerinde, gerekse reasürans şirketlerine götürdükleri iş karşılığında sağladıkları komisyonlar yoluyla sigorta şirketleri mali açıdan desteklenmektedir. Reasüransın sigorta şirketine sağlayacağı bir diğer yarar da hasar oranında bir istikrar sağlayabilmesine yardımcı olmaktır. Örneğin, yangın, deprem gibi tek bir olay sonucu zararların çok büyük olması halinde (katastrofik rizikolarda) ödenecek sigorta tutarını bir sigortacı, hatta o ülkedeki bütün sigortacılar dahi karşılayamayabilir. Katastrofik zararlar, uluslararası reasürans anlasmaları yoluyla sigortacıları yıkmayacak şekilde dağıtılır.
Reasürans Çeşitleri
Sigorta şirketleri, aldıkları islerin konservasyonunu asan kısmını baslıca üç yolla diğer sigorta şirketleri veya reasürans şirketlerine dağıtmaktadır. Bu da sırasıyla;
A. İhtiyari (Fakültatif) reasürans,
B. Otomatik reasürans anlaşmaları (Trete reasürans)
C. Pool anlaşmaları
olmaktadır.
A. İhtiyari (Fakültatif) Reasürans
En eski reasürans yöntemi olan ihtiyari reasüransa bugün de zaman zaman başvurulmakla birlikte, trete reasüransının gelişmesi sonucu, önemini giderek yitirmiştir. Bu sistemde, sedan isin ne kadarlık bölümünü hangi reasüröre vereceği konusunda; reasürör ise kendisine teklif edilen isi kabul edip etmemekte ya da hangi oranda kabul edeceği konusunda tamamen serbesttir. Her iki taraf kendi menfaatlerine uygun şekilde hareket etmektedir.
B. Otomatik Reasürans Anlasmaları (Trete Reasürans)
Trete reasürans, ileride yapılacak sigorta sözleşmelerinin reasüransına ilişkin önceden sedan şirket ile reasürör arasında yapılmış bir ön anlaşmadır. Buna göre trete sınırları içerisinde kalmak şartı ile sedan devretme, reasürör ise kendisine devredilen isleri kabul etme taahhütlerini karşılıklı olarak bir sözleşmede belirtirler. Yasal olarak tarafları bağlayıcı niteliği olan reasürans tretesi, belirli bir tip veya tür sigorta için yapılır. Anlaşma uyarınca reasürör, sedan şirketin göndereceği reasürans önerilerini (sesyon) kabul etmek zorundadır. Aynı şekilde, trete, sedan şirket için de bağlayıcıdır. Önceden anlaşmaya varılan konu, biçim ve şartlar çerçevesinde reasürans devirlerini yapmak, anlaşmaya taraf olan sigorta şirketinin yükümlülüğüdür. Trete reasüransı iki gruba ayrılır:
1. Bölüşmeli Reasürans
a) Kotpar treteleri
b) Eksedan treteleridir.
2. Bölüşmesiz Reasürans
a) Hasar fazlası (excess of loss)
b) Hasar yüzdesi fazlası (stop loss)
1. Bölüşmeli Reasürans
a) Kotpar Treteleri
Daha önce yapılmış anlaşmada belirtilen şartlara uymak suretiyle, sedan şirketin aldığı muayyen branşların bütün islerini belirli bir oran içinde reasüröre devretmesine denir. Kotpar anlaşmasında, sedan şirketin riskleri bir ayırıma tabi tutma yetkisi yoktur. Çünkü aldığı bütün isleri belirli oranlar ve sabit limitlere göre reasüröre devretmek mecburiyeti vardır. Bu tür anlaşmanın en büyük özelliği, henüz yeterli mali güce kavuşmamış, şirketler için büyük yararlar sağlamasıdır.
b) Eksedan Anlasması
Sigortacılıkta en çok uygulanan reasürans anlaşmalarından biridir. Özellikle, güçlü sigorta şirketlerinin başvurduğu bu anlaşmada; sedan şirketi rizikonun saklama payını asan kısımlarını kendi eşiti veya dilimleri oranında reasürörlere devreder. Kotpar anlaşması gibi bütün rizikoları üzerinde reasüröre devretme mecburiyeti yoktur. Şirket, ilk önce rizikoları kendine göre iyi veya kötü ayırıma tabi tutabilir. Kendince yüksek rizikoları tespit ettikten sonra bunlar üzerinde saklama payını daha düşük tutabilir ve rizikonun büyük kısmını devreder. Buna rağmen fazlalık olursa, yapacağı ikinci veya üçüncü eksendan anlaşmaları yoluyla veya ihtiyari reasürans yoluyla tamamen dağıtabilir. Eksedan tretesinin en önemli özelliği, sedanı konservasyon tutma konusunda serbest bırakmasıdır. Küçük islerin tamamının konservasyonda tutulup eksedan treteye devir yapılmaması da mümkündür.
2. Bölüşmesiz Reasürans
a) Hasar Fazlası Anlasması (Excess Of Loss)
Hasar fazlası anlaşması, bölüşmeli reasürans anlaşmalarından farklı bir duruma sahip olup, onlarda riskin belirli yüzdesi üzerinde reasüröre devir yapılırken, burada hasarın önceden belirtilmiş belli bir limiti asan kısımlarının tamamen karşılanmasını öngörmektedir. Hasarın belli bir oranını sedan şirket üstlenmekte, bunu asan kısmı ise tamamen reasürörce karşılanmaktadır. Bu tür anlaşmalar masrafsız ve ucuzdur. Masrafsız ve ucuz olduğu kadar şirketler için teknik durumlarını sarsabilecek tehlikeleri de beraberinde taşımaktadır. Onun için, bu anlaşmalar yapılmadan önce şirketin sigorta, riskler ve hasar konusunda iyi tetkikler yapmış olması gerekir.
b) Hasar Yüzdesi Fazlası (Stop Loss) Anlaşması
Bu anlaşma, sigorta şirketinin genellikle bir yıl içinde (yıl sonu itibariyle), herhangi bir sigorta branşında hasarın belli bir yüzdeyi asması halinde, reasüröre sorumluluk yüklemesine denir. Hasar belirlenen yüzde veya miktarı asmadığı sürece, reasürörün sorumluluğundan bahsedilemez. Hasar yüzdesi fazlası, özellikle katastrofik risklerde ve hasarın hangi olaydan veya risklerden oluştuğu tespiti zor olan branşlarda uygulanan bir anlaşma türüdür.
C. Pool Anlasmaları
Genellikle sigorta bedeli yüksek ve hasar ihtimali büyük olan rizikolarda, sigorta şirketlerinin bir araya gelip aralarından birini lider (Jeran) seçerek ve saklama paylarını (konservasyonlarını) bir araya getirerek reasürans piyasasına daha güçlü çıkmalarına olanak sağlayan üyelik sistemine “pool” adı verilir. Pool’ün yaptıgı islerde sigorta poliçesi pool adına düzenleneceği gibi, ilk sigortacı durumunda olan şirket adına da düzenlenebilir.
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı BağlantıKonut Poliçelerindeki Bilinçsizlik
HDI’ın DASK ve konut poliçeleri için yaptığı kapsamlı araştırma genel olarak her ne kadar hepimizin tahmin ettiği gibi sonuçlanmış olsa da bunu rakamlara dökerek vermiş olması oldukça iyi olmuş. Rakamlar oldukça şaşırtıcı olup bu alandaki potansiyel pazarın ne kadar geniş olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Yazıda vurgulanan en önemli şey bilinçsizlik ve fiyatların çok çok yüksek olduğuna karşı oluşan önyargıdır. Sigortacılığı kasko ve trafik poliçelerinden ibaret olduğunu düşünen büyük bir kitle hala yeteri kadar bilinç ve bilgi sahibi değil. Bu nedenle ürünlerin içeriği hakkında reklam yapmak kadar bu bilinçsiz kitleyi harekete geçirecek, konut poliçelerinin gerekliliğini ve fiyatını vurgulayacak tanıtıcı reklamların da yapılması gerekmektedir. Çünkü pazarlamada pazar hacmi konuşulurken toplam kütleye değil aktif kütleye bakılır (courageous ve non courageous market). Her ne kadar Türkiye’de 17 milyon hane olsa da pazar hacmi 17 milyon değil bu poliçelerin farkında olan %15’lik kısım olan 2,5 milyon hanedir. Bu nedenle sigorta şirketlerinin fiyat odaklı rekabeti kadar ortak çalışma ile pazarı yani “courageous market” i büyütmeleri gerekmektedir. Bu şekilde hem sosyal fayda sağlanmış olacak hem de şirketler hasar primi çok düşük olan bu ürün ile karlarını arttırmış olacaktır.
HDI’ın yapmış olduğu araştırma için tıklayınız
Halil BAY
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı